Tante Rosa, Tante Rosa I Love You! – Senem Timuroğlu

Tante Rosa, 1968’de yayınlandığında memleketin erkek edebiyat eleştirmenlerince “yabancı”, “tuhaf”  bulunur. Toplumsal gerçekçiliğin sanatta baskın bir ölçüt olduğu çevrelerce, Türk edebiyatında bu kitabın ne işi vardır. Bu zihniyetle yaklaşılan yapıt, anlaşılmaz.

Sevgi Soysal bunu bilir ve son zamanlarında bir göğsü alındığı sıralarda, bir arkadaş toplantısında Özdemir İnce’ye kitabını vasiyet eder:

“Sana bir vasiyetim var, Özdemir. Özdemir, çüş, der. Çüş müş yok oğlum. Vasiyet vasiyettir. Şimdi bu hırdavatlar, Yenişehir’de Öğle’yi şunu bunu öne çıkartıp Tante Rosa’nın boynunu vuracaklar. Sen benim ne halt ettiğimi ilk hikâyelerimden bu yana biliyorsun. Tante Rosa’ya sahip çıkın” (Erdal Doğan’ın Yaşasaydı Âşık Olurdum kitabından)

 Tante Rosa, Sevgi Soysal’ın annesinden, anneannesinden ve teyzesinden kadın okura ulaşan bir kadınlık mirasıdır. On dört öykü, kadın olmanın bin bir halini, bin bir döngüsünü bize anlatır; küçük kızdan yaşlı koca karıya…

Sevgi Soysal’ın erkek edebiyatta yüceltilen yapıtları, toplumsal gerçeklik kıstasına uygun olduğundan 12 Mart edebiyatı kategorisinde sınıflandırılan Yürümek, Yenişehir’de Bir Öğle Vakti ve Şafak’tır. Oysa o, 1962 yılında Tutkulu Perçem ile girdiği edebiyat dünyasına ardından yayınladığı Tante Rosa’yla kadınların sözünü dillendiren evrensel bir yapıt bırakacaktır. Bu ilk iki yapıtta külliyatının hazinesi saklıdır.

Tante Rosa, Türk edebiyatının en sahici, en etkili kadın kahramanıdır. O dönem solun içinde sesini duyurmakta zorlanan feminist hareketin en erken sesidir.

Aynı zamanda dönemin “tutunamayan” erkek kahramanlarının mızmızlanmalarına, bunalımlarına, neşeyle, kendini severek, bile isteye düzeni elinin tersiyle itmeyi seçen cesur ve güçlü bir kadın kahramanın yanıtıdır.

Sevgi Soysal, Tutkulu Perçem’de yarattığı “tutku”sunun peşinde, perçemine tutkuları takılmış cesur kadın kahramanını, kendi ailesinin hikâyesiyle harmanlayarak Tante Rosa’da geliştirmiştir.

Tante Rosa’nın kadınlar için en güçlü yanı, iç sesleri, sezgilerinden kopartılarak, “elaleme” uygun yetiştirilen, kadın düşmanı bir dilin içinde büyüyen kadınlara şefkatli bir ayna olabilmesinden ileri gelir. Kadın okura güçlü bir rehber olabilecek bilge bir kadındır.

Benim için düzenin beni başarısız ilan ettiği, “yeterince” “kadın” olmadığımı, “yeterince” “anne” olmadığımı, “yeterince, yeterince iyi olmadığımı” parmağını sallayarak gözüme soktuğu her anda samimi, candan bir dosttur. Kendime “I Love You” demelerimdir.

Tante Rosa’nın gücü, bilinçli seçimlerinde ya da bilmeden yaptığı hataları koşulsuz kabullenmesinde, sevmesindedir.  Aptallıklarını, enayiliklerini sever. Çirkin düzen içinde iş bilir, bilmiş ve akıllı olmamayı bile isteye seçer.

En kendini göstermez, belli etmez tahakküm ilişkisi olan aşka, yalan olduğunu bile bile, ısrarla kanmayı tercih etmiştir. Acınacak bir anti-kahraman değil; sistemle dalga geçen pırıl pırıl bir zekâ, neşeli bir oyuncudur.

Bu cesur yolculukta, kendisini aforoz eden,  küçük gören, bazen de görmezden gelen bu sistemde her seferinde dimdik ayağa kalkar, şen ve şuh kahkahasıyla, “Çirkinlikleri tekrarlamaktansa enayi başlangıçlara koşturmalı,” der.

Erkek rasyonalitesinin kurduğu sistemin öte kıyısında akıldışının, deliliğin, çocukluğun tarafına cesaretle geçebilmenin öyküsüdür.

Sevgi Soysal, Tante Rosa’da kimsenin kimseyle aynı düzlemde yaşamak zorunda olmadığı bir dünyada “insan” olmayı anlatmıştır bize. Bu insanın ipuçlarını ise “Köstebekname” başlıklı öyküsünde vermiştir:

“Herkes kendi şarkısını söyleyecek. Karışmayacak sesler birbirine. İki ayağımız üzerinde başladığımız bir şarkıyı, sıkıldık mı ellerimiz üzerinde bitireceğiz,” diyecektir.

Sabit kimliklerin kalıplarına sıkışmış cenderede ruhlar olmak yerine, doğaya, hayvanlara uzatır elini Sevgi Soysal. Tuhaf, ucube, bugünün terminolojisiyle söyleyecek olursak akışkan, uçuşan, geçişken kimlikleri yani “kuir” oluşumları işaret eder.

Türk edebiyatında tanımlanamaz, garipsenen kahramanların öncüsü olan Tante Rosa, kendi olmak, kendini olduğu gibi sevmek, kendini kabullenmek cesaretidir:

“Tante Rosa, gitarını bıraktı, kasiyerin duvarına nanik yaptı. I Love You, ya ne sandın? Kendime I Love You! Sevebileceğim tek aşağılık, tek salak kendimim, kendimim, kendimim…”

Related posts

Leave a Comment