Ginsberg’in Halesi ya da Şiirin Pop Olarak Yeniden Doğuşu – Rafet Arslan

 

 

1

Sizlere kısaca şiir diye bildiğimiz sanatın 20. yüzyılın belirgin bir döneminde nasıl raydan çıktığı, yüzyıllardır üstüne giydiği öncü, Promethusçu rolü ve kâhinsel tavrın nasıl biçim değiştirdiği anlatmak isterim.

Peki, insan uygarlığı tarihi boyunca ateşle, arzuyla, köklü devrimler, alt üst oluşlar ile at başı giden ve onların dili olmuş şiir ve şair nosyonundaki bu ciddi sapma nasıl meydana geldi?

Özellikle Romantizm akımı ile birlikte Fransız Devrimi’nin düşüncesi ile gelişen şiir modern yaşamın bıçak sırtını kendi varoluş alanı olarak seçmişti. Şair pastoral manzaraları terk etmiş, büyük kentin kalabalığı ve kaosunun tam ortasında kendini konumlandırmıştı. Şair kendine avangard (öncü) rolünü biçmesi, kültürel ve toplumsal dönüşümün kâhini ve ön manifestocu olması modernin bir semptomudur.

Blake, Baudelaire, Rimbaud, Lautreamont, Apollinaire gibi şairlerin açtığı yol 20. yüzyıl başında ilk organize avangard hareket olan Dada’nın doğuşunu tetiklemiştir. Onu peşi sıra Gerçeküstücülük, Cobra, Yeni Gerçekçilik, Fluxus gibi hareketler takip etmiştir.

Şairin avangard hareketlerdeki konumu çıbanbaşıdır. Dada’yı ortaya atan Tristan Tzara ve Gerçeküstücü Manifesto’yu yazan André Breton da birer şairdir. Önce şair avangard hareketin tahayyül alanını kaleme alır ardından ressamlar, sinemacılar ve diğerleri gelir.

Özellikle 2. Dünya Savaşı arası dönem avangardın en güçlü olduğu ve şiirin gücünün tavan yaptığı dönemlerdir. Ardından büyük savaş ve onun vahşeti meydana çıkar. Frankfurt Okulu’nun önemli düşünürlerinden Adorno Auschwitz’den sonra şiir yazılamayacağını iddia eder. Saflığını kaybeden ve uygar maskesi altında, kendi içinde barınan karanlık tarafın farkına varmış insanın şiir ile ilişkisi değişmek zorundadır.

2

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyasında yeni filizlenen olgular vardı ve bu durumlar tuhaf bir şekilde iç içe geçerek dünya çapında genişliyordu: Rock’n Roll patlaması, pop sanat ve bir olgu olarak pop kültür, gençlik hareketlerinin ve “gençlik” kavramının yükselişe geçişi, şöhret kültünün ortaya çıkışı.

Kuşkusuz bu yeni bir dünyaydı ve dünyanın realitesi içinde şiirde kendine alan açmıştı. Fransa’da avangard içinden yeni ve uyumsuz bir kuşak gelişmekteydi ve onun merkezinde Letterist Hareket’in şiirden yola çıkan yıkıcı faaliyetleri vardı. Şair Isidore Isou şiirin harflere değin bölüp parçaladı ve birer şiir olarak filmler çekti. Avangard şiirin ana vatanında “yeni şiir” şiir yok edilerek yaratılıyordu. Letterist Hareket içinden çıkan Situasyonist Enternasyonel ise şiiri yazmak değil hayata geçirmek, onu sonuna dek gündelik hayat içinde deneyimlemek için yola çıkmışlardı.

Fransa’da avangard yazılı şiiri toprağa gömmeye soyunurken yeni dünya Amerika’da ise şiir Beat Kuşağı adı verilen yazarlarla altın çağını yaşıyordu. Savaş sonrası buhranı, yükselen muhafazakâr baskı, yeni özgürlük arayışları ile kaynayan toplumun ortasında Beat yazarları yaşama yeniden anlam yaratan bir tinsel vaha konumuna yükselmişlerdi. Kuşkusuz Beat Kuşağı içinde en öne çıkan figürlerin başında şair Allen Ginsberg geliyordu. Bugünden geçmişe doğru baktığımızda, onun aşırı soldan Zen Budizmine düşünsel arayışları, uyuşturucu ile geliştirdiği muhabbet, cinsel tercihleri, giyim tarzı, yersiz yurtsuzluğu ve hayata karşı tavrı devamında gelişen kültürel gençlik hareketlerinin gelişiminde katalizör rolü oynadığını görürüz.

Ginsberg kişisel aurası yanında çok büyük bir şairdir ve onunla şiir stadyumlarda binlerce insana mikrofonla okunan bir mecraya yükselir. Şair alev alev imgelerini müzikal bir ölçü ile okurunun zihnine aktarır. Ve bu yeninin içinde geleceğin yeni şiir formunun gen havuzu gizlidir. Jazz’dan yola çıkan Punk’a dek ilerleyen bir ses menzilinde…

3

Fransa’da şair şiiri yok edip, bir toplumsal devrime çevirmeye soyunurken, Amerika’da şair şiiri gençlikten başlayarak tüm toplumu etkileyecek bir kültürel değişimin merkezine oturtuyordu. Ginsberg’ün efsanevi Galeri 8 performansında okuduğu Howl sonrasında şiirin bürüneceği yeni formların habercisiydi. Hippi kuşağından 60’ların protopunk müziğine, 70’lerin kültürel ikliminden, 80’lerin pop patlamasına ve oradan 21. yüzyıla değin.

4

Ginberg’ün tetiklediği tektonik hareket 1965 yılında onun sadık okuru ve hayranı olan Bob Dylan’ın New Port Müzik Festivali’ndeki elektrogitar eşliğindeki performansı ile bir patlama dönüşür. Yeni çağın şairi artık karşımıza bir rock müzisyeni olarak çıkar. Dylan’ın peşi sıra Lou Reed, Jim Morrison, Bowie, Patti Smith, Tom Waits, Ian Curtis ve diğerleri gelir. Kuşkusuz Dylan’ın 2016 yılında aldığı Nobel Edebiyat Ödülü, bu dönüşümün gelecekten aldığı bir onay olarak hafızalara kazınacaktır.

 

Related posts

Leave a Comment