Italo Calvıno, Kurmaca Sanatı, No. 130

SÖYLEŞİ: WILLIAM WEAVER

ÇEVİRİ: EMRE KUNDAKÇI

 

Weaver: Şayet varsa, hezeyan/sayıklama çalışma hayatınızın neresinde yer alıyor?

Calvino: Hezeyan? . . . Şöyle cevap verdiğimi düşünelim: “Ben her zaman rasyonelimdir. Ne yazdıysam yahut konuştuysam, her şeyde bir sebep, berraklık ve mantık bulunur. Beni ne zannediyorsun? Benim, konu kendime geldiğinde, bir çeşit paranoyak gibi, gözlerimin kör olduğunu mu düşünüyorsun?” Fakat öteki taraftan şöyle cevap verirdim: “Ah, evet, ben gerçekten sayıklarım. Her zaman ancak transa geçtiğim zamanlarda yazarım. Bu kadar çılgın şeyleri nasıl yazdığımı bilmiyorum, mış gibi yaptığımı mı sanıyorsun, çok-inandırıcı-olmayan bir karakteri mi oynuyorum? Belki asıl merak etmemiz gereken şey yazdıklarıma kendimden neler kattığımdır.” Benim buna cevabım: “Ben sebeplerimi, isteklerimi, zevklerimi ve ait olduğum kültürü katıyorum. Ama bu esnada benim nevrozlarım ya da hezeyanlarım diyebileceğimiz şeyleri de kontrol edemiyorum.”

Weaver: Rüyalarınızın yapısı/içeriği nasıldır? Jung’a Freud’a olduğunuzdan daha mı ilgilisiniz?

Calvino: Bir seferinde Freud’un Düşlerin Yorumu’nu okuduktan sonra uykuya dalmış, rüya görmüş ve sonraki sabah da rüyamı tam olarak hatırlayabilmiştim. Böylelikle Freud’un yöntemini rüyalarıma uygulama ve onları en ince ayrıntılarına kadar yorumlama fırsatım olmuştu. O anda bende yeni bir çağın başlamak üzere olduğuna inandım, o andan itibaren rüyalarım benden artık herhangi bir şey saklayamıyordu. Başlamadı. Bu, Freud’un bilinçaltımın karanlığını tek aydınlatışıydı. O olaydan sonra eskisi gibi rüya görmeye devam ettim ama onları unuttum, yahut hatırlayabilsem de onların zerresini anlayamadım. Benim rüyalarımın içeriğini açıklamak Freudyen analizciyi Jungyen analizciden daha fazla tatmin etmeyecektir. Freud’u okudum çünkü çok iyi bir yazar  . . . Onu büyük bir tutkuyla takip edilebilecek bir polisiye yazarı olarak gördüm. Aynı zamanda Jung’u da okudum, sembol ve mitler gibi yazarları ilgilendirecek şeylere meraklı bir kişi olan Jung, Freud kadar iyi bir yazar değil. Ama nedense ben ikisini de severim.

Weaver: Nasıl yazarsınız? Yazma eylemini fiziksel anlamda nasıl gerçekleştirirsiniz?

Calvino: Çok ama çok düzeltmeler yaparak elle yazarım. Üstünü çizdiklerim yazdıklarımdan fazladır diyebilirim. Konuşurken en doğru kelimeyi seçmeye çalışırım, aynı zorlukla yazarken de karşılaşıyorum. Ayrıca yazarken ufak tefek bir yazıyla, birçok eklemeler, değiştirmeler yaparım. Bu yüzden bazen kendi el yazımı bile okuyamam, ne yazdığımı çözebilmek için büyüteç kullanırım. İki çeşit el yazım var. Birisi iri harflerle büyük; o ve a’lardaki delikler belirgindir. Bu benim bir şeyleri kopya ederken yahut ne yazdığımdan emin olduğum zaman kullandığım yazıdır. Diğeri ise daha az kendinden emin olduğuma delalet eden çok küçük; o ve a’lar nokta gibidir, deşifre etmesi benim için bile oldukça zordur.

Yazdığım kağıtlar her zaman düzeltmeler ve iptal edilen satırlarla doludur. El ile yazdığım bir sürü taslakların olduğu zamanlar oldu. Şimdi, acele ile kargacık burgacık yazılmış ilk taslaktan sonra deşifre ettiklerim doğrultusunda yazmaya başlıyorum. Sonunda yazdıklarımı tekrar okuduğumda ise genelde tekrar düzeltmem gereken bambaşka bir metinle karşılaşırım. Sonra da daha fazla düzeltme yaparım. Her sayfada düzeltmelerimi önce daktilo ile yapmayı denerim, sonra elle biraz daha düzeltirim. Sıklıkla sayfa o kadar okunamaz hale gelir ki bir sefer daha daktilo ederim. Düzeltme yapmadan yazmayı sürdürebilen o yazarlara imreniyorum.

Weaver: Her gün mü yoksa belli günlerde belli saatlerde mi çalışırsınız?

Calvino: Teoride her gün çalışmayı istiyorum. Ama sabahları çalışmamak için her türlü bahaneyi icat ederim; dışarı çıkmam lazım, bir şeyler almam lazım, gazete alayım. Muhakkak sabahlarımı heba ederim, böylelikle öğleden sonra ,yazmak için oturmak zorunda kalırım. Ben gündüzleri yazan yazarlardandım ama sabahları heba ettiğimden dolayı artık öğleden sonra yazarı oldum. Geceleri yazabilirim ama öyle yaptığımda uyuyamam. Bu yüzden bundan kaçınıyorum.

Weaver: Her zaman kendinize belirli bir çalışma belirler misiniz. Yoksa aynı anda birden fazla şey üzerinde mi çalışırsınız?

Calvino: Her zaman birden fazla projem vardır. Yaklaşık yirmi kitaptan oluşan yazmak istediğim, zamanı gelince yazmaya karar vereceğim kitaplar listem var. Ben sadece ara sıra romancıyım. Birçok kitabım kısa metinlerin birleşiminden, öykülerden ve ya büyük bir yapının altında birleştirilmiş farklı metinlerden oluşmaktadır. Bir kitabı bir fikir etrafında kurmak benim için çok önemlidir. Zamanımın çoğunu kitabın kurgusuna, bana sonunda hiçbir gereksiz kullanımın olmadığını ispatlayacak ana hatları ayarlamaya ayırırım. Sonra onları atarım. Kitabın ne olduğunu belirleyen yazılar gerçekten sayfanın üzerinde olanlardır.

İşe girişme konusunda epey yavaşım. Şayet bir roman için bir fikrim varsa onun üzerinde çalışmaya başlamamak için makul bütün mazeretleri bulurum. Eğer öykü kitabı ya da kısa metinlerden oluşan bir kitap yazıyorsam her biri için çalışmaya başlama zamanım farklıdır. Makalelerde bile yavaş işe koyulurum. Gazeteler için yazdığım yazıları yazarken bile her zaman aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Aslında bir başlayabilirsem oldukça hızlı olabiliyorum. Yani oldukça hızlı yazıyorum ama büyük bir boş zaman geçirme dönemim var. Bu biraz meşhur Çinli sanatçının hikayesine benziyor; hükümdar sanatçıdan bir yengeç resmi çizmesini istemiş. Sanatçı, yirmi hizmetçiye, büyük bir eve ve on yıla ihtiyacı olduğunu söylemiş. On yıl sonra hükümdar yengeç resminin ne olduğunu sorduğunda, sanatçı iki yıla daha ihtiyacım var diye cevap vermiş. Sonra bir hafta daha istemiş. Sonunda kalemini çıkarmış ve yengeç resmini bir dakikada, tek hamlede hızlıca çizmiş.

Weaver: Birbiriyle ilişkisiz, küçük bir grup fikirle mi yoksa daha sonradan doldurulacak büyük bir konseptle mi yazmaya başlarsınız?

Calvino: Küçük, tek bir görüntüyle başlar ve sonrasında onu genişletirim.

Weaver: Turgenyev “Çok büyük bir yapıdansa çok küçük bir yapıyı tercih ederim. Çünkü benim söylediklerimdeki doğruları bulanıklaştırabilir.” demiş. Kendi yazınınıza gönderme yaparak bu söz hakkında bir yorum yapar mısınız?

Calvino: Geçmiş için doğru, belki on yıl öncesine kadar, kitaplarımın yapısı oldukça öneme sahipti, belki gereğin fazla önemliydi. Ama eserin tamamlandığını sadece titiz bir yapıyı kurduğumda, iki ayağı üzerinde durabilen bir şeye sahip olduğumda hissedebiliyorum. Örneğin, Görünmez Kentler’i yazmaya başladığımda elimde kitabın nasıl bir yapıya sahip olacağına dair sadece belirsiz bir fikir vardı. Ama sonrasında, yavaş yavaş, tasarım çok önemli bir hale geldi ve bütün kitabın yükünü taşıdı; olay örgüsü olmayan bir kitabın olay örgüsü haline geldi. Kesişen Yazgılar Şatosu için de aynı şeyi söyleyebiliriz; kitabın kendisi kitabın yapısıdır. O eseri yazarken yapıyı düzgün kurma takıntımın seviyesi beni neredeyse delirme noktasına getirmişti. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu titizlikle kurulmuş eklemli bir yapı olmadan ortaya çıkamazdı. Orada bunu başardığımı düşünüyorum ki bu bana büyük bir haz veriyor. Elbette, bütün bu tür çabaların okuyucunun pek de umrunda olması gerekmez. Önemli olan benim yapmaya çalıştıklarımdan bağımsız olarak kitabımı okumanın keyfidir.

Weaver: Birçok şehirde yaşıyorsunuz, sık sık Roma’ya, Paris’e, Turin’e ve tabiki bu deniz kenarındaki eve gidip geliyorsunuz. Bulunduğunuz yer, yaptığınız işi etkiliyor mu?

Calvino: Öyle olduğunu düşünmüyorum. Belli bir yerde sürekli yaşamak ne yazdığınızı etkileyebilir ama nerede yazdığınızı etkilemez. Şu anda birkaç yıldır yazlarımı geçirdiğim Toscana’daki bu evle bazı açılardan bağlantılı bir kitap yazıyorum. Ama yazmaya başka yerlerde de devam edebilirim.

Weaver: Yazmaya ne zaman başladınız?

Calvino: Gençken ne olmak istediğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Oldukça erken yaşlarda yazmaya başladım. Ama yazmaya başlamadan evvel tutkum çizmekti. Öğretmenlerimin ve sınıf arkadaşlarımın karikatürlerini çizerdim. Eğitimsizce yapılmış acayip çizimler. Küçük bir çocukken, annem beni uzaktan eğitim veren bir resim kursuna kaydettirdi; hayatımda ilk yayınladığım şey –bende bir kopyası yok ve hiçbir yerde bulamıyorum– bir çizimdi. On bir yaşındaydım. Bu kursun yayınladığı bir dergide yayınlanmıştı; ben onların en küçük öğrencileriydim. Epey gençken şiirler yazdım. On altı yaş civarımda  tiyatro için bir şeyler yazmayı denedim; benim ilk tutkumdu, belki de o dönemde benim dış dünya ile bağlantılarımdan bir tanesi radyo olduğu ve radyoda pek çok oyun dinlediğim için. Ve oyunlar yazmaya –yazmaya çalışmaya– başladım. Aslında, piyeslerim ve aynı zamanda bazı hikayelerim için yazar olduğum kadar illustratördüm. Ama gerçekten yazmaya başladığımda çizilerimde bir çeşit eksiklik hissettim; geliştiremediğim bir şey. Ve çizim yapmayı bıraktım. Bazı insanlar –toplantı esnasında örneğin– bir şeyler karalar ve bir kağıda küçük bir çizim yapar. Ben kendimi onu bile yapmamaya alıştırdım.

Weaver: Tiyatroyla ilgilenmeyi neden bıraktınız?

Calvino: Savaştan sonra İtalya’da tiyatro için özenilecek/rol model olacak bir şey yoktu. İtalyan kurgusu gelişiyordu, ben de kurgu yazmaya başladım. Yazarların numaralarını bilmem gerekiyordu. Böylelikle romanlar yazmaya başladım. Mental mekanizm meselesiydi. Bir kişi deneyimlerini, fikirlerini romana çevirmeye alışırsa söylemek istedikleri hep romana dönüşür. O kişi edebiyatın diğer ifade türlerine hiç malzeme ayırmaz. Bir düzyazı yazma biçimi şairlerin şiir yazma biçimlerine benzer. Ben uzun romanlar yazan bir romancı değilim. Ben bir fikri ya da bir deneyimi diğerleriyle yan yana yer alıp bir bütünün parçasını oluşturacak küçük sentetik bir metne sıkıştırırım. Özellikle ifadelerin ve kelimelerin hem seslerine ve  ritimlerine hem de anımsattığı görüntülere özellikle önem veririm. Örneğin, Görünmez Kentler’in roman ile şiir arasında bir kitap olduğuna inanıyorum. Şayet tamamını nazım şeklinde yazmış olsaydım, sıkıcı bir anlatı şiiri olurdu … veya belki de lirik şiir, çünkü lirik şiir büyük şairlerden okuduğum ve en çok sevdiğim türdür.

Weaver: Günümüz gençliğini sizin gençliğinizden farklı buluyor musunuz? Yaş aldıkça kendinizi gençlerin yaptıklarından hoşlanmamaya meyilli hissediyor musunuz?

Calvino: Zaman zaman genç insanlara kızıyorum; kendi kendime onlara verilecek vaazlar hazırlıyorum. Sonrasında da asla vermiyorum. Çünkü öncelikle vaaz vermekten hoşlanmıyorum, ve ikinci olarak hiç kimse beni dinlemeyecek. E, böylelikle bana genç insanlarla iletişim kurmanın zorluklarını ifade etmekten başka yapabilecek pek bir şey kalmıyor. Onların jenerasyonuyla benimki arasında bir şeyler oldu, deneyimlerin devamlılığı bozuldu. Belki de ortak referans noktaları bakımından bir sıkıntı bulunuyor. Fakat ben kendi gençliğimi düşündüğümde; işin aslında ben eleştirilere, yakınmalara ve önerilere kulak vermedim. Bu yüzden konuşmaya hiç hakkım yok.

Weaver: Okurken büyük keyif aldığınız yazarlar kimlerdi ve sizin üzerinizde en büyük etkiyi yapan hangisiydi?

Calvino: Zaman zaman, ergenliğimde ve genç adamlığımda okuduğum kitapları tekrar okuduğumda, kendi içimdeki, unutmuş olduğum belli olan oysa içimde etkili olmaya devam eden, parçaları tekrar keşfettiğimde şaşırıyorum. Bir süre önce, örneğin, Saint Julien l’Hospitalier’i tekrar okudum, ve benim erken dönem yazınımı – Gotik duvar halılarındakilere benzer hayvanlar alemi görüntüleriyle– ne kadar etkilediğini hatırladım. Çocukken okuduğum belli yazarlar, örneğin Stevenson, bende stil, keyif, anlatım hazzı ve enerji modeli olarak kaldı. Çocukluk okumalarımın yazarları, Kipling ve Stevenson gibi, bana model olarak kaldılar. Bunların yanına Stendhal’ın Parma Manastırı’nı da ekleyebilirim.

Weaver: Romancılar yalancı mıdır? Eğer değillerse, onların anlattıkları nasıl gerçeklerdir?

Calvino: Romancılar her yalanın temelinde gizli olan doğru parçasını anlatır. Psikoanalistler için doğru mu yalan mı söylediğiniz o kadar da önemli değildir. Çünkü yalanlar da doğru olduğu öne sürülen bir şey kadar ilgi çekici, etkili ve açıklayıcıdır.

Kendileri hakkında, hayat hakkında yahut dünya hakkında bütün gerçekleri anlattığını iddia eden yazarlar hakkında şüpheli hissediyorum. Ben kendilerini en arsız yalancılar olarak sunan yazarlardaki gerçeklerin yanında kalmayı tercih ediyorum. Benim, tamamen fanteziye dayalı bir roman olan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’yu yazmaktaki amacım, bu yolla başka türlü bulamayacağım bir gerçek bulmaktı.

Weaver: Yazarların yazmaları gereken şeyden ziyade yazabilecekleri şeyleri yazmaları gerektiğine inanıyor musunuz?

Calvino: Yazarlar yazabileceklerini yazar. Yazma eylemi sadece bir kişinin iç dünyasını yansıtmasına izin veriyorsa etkili hale gelebilecek bir iştir. Bir yazar; bir sonedeki mısra sayısı, klasik trajenin kuralları gibi birkaç çeşit kısıtlamayı – edebi kısıtlamaları hisseder. Metnin bu yapısal parçaları dışında yazarın kendi kişiliği kendisini ifade etmekte özgürdür. Ama bir de dini, etnik, felsefi ve politik sorumluluklar gibi sosyal kısıtlamalar vardır. Bunlar metne doğrudan empoze edilemezler ama yazarın iç dünyasından süzülerek ortaya çıkarılmalıdır. Şayet  onlar yazarın kişiliğinin en derin parçalarıysa, onu sadece yazarın kendisi boğulmadan keşfedebilir.

Weaver: Bir defasında Henry James’in yazdığı bir öykünün kendinizin olması istediğinizi söylemiştiniz. Bunun gibi sizin olduğunu iddia etmek istediğiniz başka metinler de var mı?

Calvino: Evet, The Jolly Corner’dan bahsetmiştim. Şimdi ne demeliyim? Çok değişik bir cevap vereceğim: Adelbert von Chamisso’nun Peter Schlemihl’in Acayip Maceraları.

Weaver: Joyce’dan yahut başka bir modernistten etkilendiniz mi?

Calvino: Benim yazarım Kafka ve favori romanım Amerika’dır.

Weaver: Yazdıklarınızda fantastik ve gerçekçi üslup arasında gidip geliyorsunuz. İkisinden de aynı derecede keyif alıyor musunuz?

Calvino: Bir kitap yazarken olay keşifle ilgidir. Düşüncelerimle, yapıp ettiklerimle, günlük hayatımla doğrudan hesabımı gördüğüm yazılar yazmak istediğim zamanlarda yazmak istemediğim kitap yazmak istediğim kitaptır. Öte yandan, oldukça otobiyografik bir şey yazarken günlük hayattan parçalara daha bağlı olurum ve isteklerim tam tersi yönde hareket eder. Kitap benimle ilgili ipuçları vermeyen bir keşfe dönüşür ve belki de, tam da bu yüzden, daha içten olur.

Weaver: Hayatınızda hiç sıkıldınız mı?

Calvino: Evet, çocukluğumda. Ama şunu belirtmek gerekir ki çocukluk sıkıntıları özel bir tür sıkıntıdır. Onlar, diğer gerçekliklerle, başka yerlerin bir çeşit tasarılarıyla ve tamamen rüyalarla dolu bir sıkıntıdır. Yetişkinlik sıkıntıları ise tekerrür kaynaklıdır, artık hiçbir süpriz beklemediğimiz şeylerin devamlılığıdır. Bugün, sıkılmak için vaktimin olmasını dilerdim. Ama edebi işlerimde kendimi tekrar ediyorum korkusu yaşıyorum ve bu benim her defasında zorluklarla yüz yüze kalıp onları alt etmek istememe sebep oluyor. İlginç/orjinal görünen, benim kabiliyetimin biraz ilerisinde bir şeyler bulmalıyım.

[Röportajın orijinali için bakınız: The Art of Fiction, No 130, Italo Calvino, The Paris Review]

 

Related posts