Lady Lazarus: Sylvia Plath ve Kendini Öldürme Sanatı – CAHİT KAYA

 

 

    Slyvia Plath, 1962’de, Peter Orr’a verdiği bir demeçte sanat yapıtının deneyim ve duygudan beslenmesi gerektiğini vurgular. Ama sanatçının bunu yaparken, yapıtı üzerinde tam bir kontolünün olması ve bununla yapıtı manipüle edebilmesinden bahseder. Artistik kontrol diyebileceğimiz bu mekanizmayla eserin bir sayıklamaya dönüşmesi engellenir ve sanatçı neyi nasıl ifade edebileceğinin gücünü elinde tutar. İncelenen şiiri Bayan Lazarus’ta kendi kişisel deneyiminden, duygularından en önemlisi de isyanından beslenir. Şiirdeki allusion’lar ve açık tarihsel imlemeler, onun şiiri üzerindeki estetiksel gücünü ve bağlamı koparmadan deneyimlerini tarihle ilişkilendirmesi onun bu artistik kontrolüne yorulabilir.

    İtirafçı Şiir (Confessional Poetry) akımı bazında değerlendirildiğinde, yine onlar gibi o dönem tabu olan “intihar”, “açık cinsellik”, “bağımlılık” gibi konuları kendi deneyimlerinden yola çıkarak şiire döker. İncelenen şiirinde de keza “intihar” kelimesi hiç kullanılmadan örtük bir şekilde şiir boyunca kullanılır. “İşte yine yaptım / Her on yılda bir / Böyle bir tane beceririm” dizeleriyle bir itiraf yaparak açılır Bayan Lazarus şiiri. Belirli aralıklara sürdürdüğü intihar denemelerini ezilip büzülmeden ve belki de gururlanarak söyleyiverir. “Ölmek / Bir sanattır, her şey gibi. /Özellikle iyi yaparım.” İntihar onun için bir sanata dönüşmüştür, şiir yazmaktan bir farkı yoktur neticede… Sanatın, gerçeklikle ilişkisi düşünüldüğünde, onun için ölümün gerçekliği de zorunlu bir durum değildir. Sanatçının kendi anlamlarını atfettiği bir gerçeklik halindedir ölüm.

    Kendi şiirini ölümle ilişkilendirir. Bir çeşit ölüm anı (in extremis) yaşayarak yazdığını ifade eder. İncelenmek üzere alınan şiiri Bayan Lazarus, böylesi ölüm anlarından yeniden dirilişe geçiş döngüsünü anlatır. Şiirin personası on yılda bir giriştiği intihar denemelerini ‘itiraf’ ederek konuya girer. Ölümle bir dans halindedir persona… Şiirin başlığından personanın kadın olduğu anlaşılıyor. Lazarus ismiyle direk bir allusion’a başvurup, İncil’de İsa’nın Lazarus’u diriltme hikâyesini anıştırır. Böylece bu ölüp, diriltilme olayına bir kutsiyet atfedilmiş görünüyor. Ne ki, şiirin başlığı ince bir kinaye içerir: “bir bay Lazarus vardır İsa’nın diriltiği, ama bir bayan Lazarus yoktur.” Şiirin personasının durumunda İsa Mesih’in, yani kurtarıcının yerini doktorlar almıştır, yani bilim. Tanrı kurtarıcı kimliğini kaybetmiştir, bilimse bir zulüm tanrısıdır. Persona bu yeni tanrının mesihlerine “Eee, Herr Doktor. / Eee, Herr Düşman.”  diye seslenir. Almanca bir ifade unvan kullanarak doktoru nazizmle yargılar ve onu aynı bölümün ikinci dizesinde “düşman” kelimesiyle eşitler. Doktorla sembolize edilen bilim ve zaten ortada olmayan kutsal kurtarıcı belki de personayı yeniden dirilterek onu her seferinde daha da dehşetli bir yaşam döngüsünün içine sokarlar.

    Sözcük seçimi (Diction) okuyucuya anlamı ve şiirin tonunu iletmede önemlidir. Plath, bu şiirinde ‘Öl-‘ sözcüğünü beşten fazla çeşitli varyasyonlarıyla kullanır: ölmek, öldürmek, ölüm… “Nazi” kelimesi, “Yahudi”, Almanca “Herr” ifadesi gibi Nazizmi doğrudan ve dolaylı anıştıran sözcükler, “düşman”, “deri”, “kemik” gibi kelimelerle şiirin tonu sertleşir, melankoliye yakınsa da aslında “korkutuyor muyum?”  gibi yapılarla ve “Savulun” gibi iki dizede tekrar eden sözcüklerle açık açık bir meydan okuma hâkimdir şiire.

    Feminist teori açısından incelendiğinde, bir İkinci Dünya Savaşı sonrası şairi olduğu göz önüne alınınca bu dönemki feminist anlayışlara yakın olduğu görülür. Şiirde, özellikle bilim erkekle temsil edilmiştir. Sert, otoriteryen bir erkek var karşımızda… Şiir boyunca persona sürekli kendini bir bütün olarak yansıtmaktan ziyade parçalar yani fragmanlar halinde sunar. İkinci kıtada “Sağ ayağım”, üçüncüde “Yüzüm…” ve beşincide “Burnu… Gözbebekleri… 32 dişi…”  gibi ifadelerle kendi bedenini bu erkek bilimin masasında paramparça bulur. Kadın, bu otoriteryen erkek karşında bütünlüğünü kaybetmiştir ve sadece organlara, uzuvlara indirgenmiştir. Virginia Woolf’’un belirttiği üzere: “Bilim, göründüğü gibi, cinsiyetsiz değildir: O (İng:he) bir adam, bir babadır ve kendisi de enfekte olmuştur.” Plath’in babası Otto Plath de bir bilim adamıdır. Ve şiirdeki bilim adamı da cinsiyetsiz değildir. “Ben de onlardandım, tek tip kadın işte”  şiirin bu kısmında kendi durumunu genele yayar. O herhangi bir kadın olabilirdi, herhangi bir kadın da pekâlâ o olabilirdi. Onun yaşadığı her kadının öyle ya da böyle yaşadığı, yaşayacağıdır. Şiir boyunca kullanılan “Nazi” göndermeleri, personanın ya da kadının erkeklerin gardiyanlığını yaptığı bir “Nazi kampında” kadınların işkencelere maruz kaldığı imlenir. “Eee, Herr Doktor. / Eee, Herr Düşman. / Sizin eserinizim ben, / Paha biçilmez, / Altın topu bebeğinizim” dizeleriyle ölümün eşiğinde bir in extremis halinde olmasını hayatındaki zorba adamlara bağlar ve onların eseri olduğunu beyan eder. Almanca kullandığı “Herr” ünvanı bir erkek ünvanıdır, bu düşman “Herr Düşman” ile açıkça ifşa edilir.  Öyle ki bu dünyada Herr Tanrı, Herr Şeytan / Savulun / Savulun.” dizelerinde Tanrı da şeytan da erkektir. Aynı ünvanı onlar içinde kullanır. Bu unvan artık bir “katil” sözcüğü gibi suçlayıcıdır, kesinlikle nötr bir ifade olarak kalmaz. Şiirin sonlarına doğru persona erkek dünyaya meydan okur: “Küllerin arasından / Doğrulurum kızıl saçlarımla / Ve çıtır çıtır adam yerim.” Persona bir Anka kuşu gibi kendini yaktıktan sonra dirilir ve küllerinden dirilmiş kadın, erkek egemen sistemi bitireceğini beyan eder. Nasıl ki İsa bir erkek olarak ölüp dirilip bu sistemin babalarından biri haline geldiyse, o da kızıl saçla imlenen Mecdelli Meryem’i, Lilith’i bu tarihsel ve mitsel anlatı da İsa’nın yerine yerleştirip kadının kendi tarihini yazar. Böylece şiirin başlığındaki gibi, dirilen bir “Bay Lazarus” değil bir “Bayan Lazarus” olur.

    Şiirde yer yer söz sanatına başvurur, yine şiirin amacına tastamam uyacak şekilde: Bir ölürüm ki, cehennemden gelir gibi olurum. / Bir ölürüm ki, adeta hakikaten olurum.” Böylelikle “ölmek” işi vurgulanır ve bununla persona, ölümü kadın için bir doğum ya da oluş haline dönüştürür. Şiirin geneline yayılan “on yıl” ifadesi ölüm döngüsünü bir adet kanaması niteliğine büründürür, intihar nihayetinde bir adet kanaması gibi, kadının hayatında doğalının bir parçası haline gelmiştir. “‘Mucize!’ / İşte bu yere yıkar beni. / Ama bir bedeli var. / Yara izlerime bakmanın, bir bedeli var. / Kalbimi dinlemenin —- / Hakikaten çalışıyor. / Bir bedeli var, çok büyük bir bedeli var./ Bir sözün veya bir dokunuşun. / Ya da biraz kanımı akıtmanın.” Altı çizili cümlecikle anafor, başka bir yapıya ve anlama kayar. Şiirin geneline yayılan bir isyan halinin altı çizilir. “Mucize!” diye bağıranlar onu her defasında ölümden döndüren doktorlardır. Onların “mucize”si, personayı onların inandığının aksine yıkar, yok eder. Ve persona bunun için onlardan hesap soracaktır. Erkeklerle girilen her türlü münasabetin, ister doktor, ister sevgili ya da baba olsunlar hepsinin bir bedeli var kadın için…

    Şiirin biçimi de mesajını ya da anlamını iletmede oldukça etkilidir. Şiir tersetler (üç mısralı kıtalar) halinde yazılmıştır. Dante’nin İlahi Komedya’sındaki terset kullanımı dikkate alındığında Plath’in burada bu yapıyı kullanım amacı da onun kendi “cehenneme iniş”ini vurgular. Beri yandan Tanrı’nın “trinity” (üçlü birlik) dengesine değin şiirde bir çeşit altın oran olarak görülebilecek bu yapı, Plath’in bu şiirinde dengesizliğin, ahenkten kopuşun biçimi olur. Onda ne “baba” ne “koca” ne de “kurtarıcı” olarak erkek egemen sistem iyi niyetli bir “üçlü birlik”tir. Tersetlerin genelde belli bir kafiyede yazıldığı düşünüldüğünde bu kafiyeler bu şiirde yerini “enjambment”lara, ulantılara, anaforlara ve birden ortaya çıkan tam kafiyelere bırakır. Bunlar, şiir sesli okunduğunda öfkeli, sert, bağırıp çağıran ve neredeyse yüze tüküren bir personayı sunar okuyucaya. “Enjambment”lar aracılığıyla okuyucunun dizeyi bitirip nefes almasını engeller, onu hemen bir sonraki dizeye taşıyarak nefessiz bırakıp boğar. “Ölmek / Bir sanattır, herşey gibi. / Özellikle iyi yaparım.” Bu dizelerdeki enjambment dikkate değerdir. “Ölmek” diye başlayıp, melankolik bir ifade bekleyen okuyucuyu bunun bir “sanat” olduğunu söyleyerek şaşırtır. Şiirin formu, personanın ruh halini vermekte bir araç haline gelmiştir denilebilir. Keza, Plath’in kullandığı kısa cümleler ve kesikli yapılar da öfkesinin bir tezahürü olarak okunabilir. Bu öfkenin karmaşık nedenleri olsa, dışavurumunun belirgin olduğunu ve hedefini şaşmadığını gösterir.

    Plath’in savaş sonrası şairlerden olduğunu belirtmiştik, “Bu Üçüncü Sefer. / Ne lüzumsuzluk / On yılda bir imha.” Dizeleri 1920’lerde biten I. Dünya Savaşı’nı, 40’ta başlayan II. Dünya Savaşı’nı ve onun peşi sıra başlayan, özellikle 50’lerde tırmanışa geçen Soğuk Savaş, yani üçüncü savaş, düşünüldüğünde; personanın dünyanın yıkım-oluşum döngüsüyle de bir uyum içinde olduğu söylenebilir. Nazi kampları, parçalanmış kimlikler ve bedenler, ait olamama ve toplumsal sorunlardan bireyin içine düştüğü çaresizlikler hepsi şiirde içiçe geçmiştir. İncil’e mitik göndermeler dâhil olmak üzere hepsi birbirinin yerine kullanılabilir ifadeler olmuşlardır şiirde. Tarihi olanla mahrem olan birbirinin aynısı ve benzeridir şiirde. Bu da 20. yüzyılın kaotik düzeninin bir temsilidir.  

   

Related posts