Sabahattin Ali, Bir Köprü – SEMİH GÜMÜŞ

“Sabahattin Ali ile birlikte öykücülüğümüz kendine yeni bir dolaşım kanalı bulur. …sıradan insanların yaşantılarını çıkış noktası olarak aldığı, döneminin öykü anlayışını değişmeye zorladığı ve kendinden sonra gelen öykücülere yeni bir öykü kalıtı bıraktığı öne sürülebilir…” Sabahattin Ali’nin edebiyatımızda başkalarına benzemez, ayrıksı bir yeri varsa, bunu onun öykücülüğümüzün çağdaşlaşma yönseminin başlangıcıyla olgunluk dönemi arasında, kendine özgü, sağlam bir köprü oluşunda aramak gerekir. Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile belirgin bir çizgi oluşturan memleket öykücülüğü, Sadri Ertem’de sert biçimler kazandıktan sonra, Sabahattin Ali’de yenilenir. Sabahattin Ali ile birlikte…

Italo Calvıno, Kurmaca Sanatı, No. 130

SÖYLEŞİ: WILLIAM WEAVER ÇEVİRİ: EMRE KUNDAKÇI   Weaver: Şayet varsa, hezeyan/sayıklama çalışma hayatınızın neresinde yer alıyor? Calvino: Hezeyan? . . . Şöyle cevap verdiğimi düşünelim: “Ben her zaman rasyonelimdir. Ne yazdıysam yahut konuştuysam, her şeyde bir sebep, berraklık ve mantık bulunur. Beni ne zannediyorsun? Benim, konu kendime geldiğinde, bir çeşit paranoyak gibi, gözlerimin kör olduğunu mu düşünüyorsun?” Fakat öteki taraftan şöyle cevap verirdim: “Ah, evet, ben gerçekten sayıklarım. Her zaman ancak transa geçtiğim zamanlarda yazarım. Bu kadar çılgın şeyleri nasıl yazdığımı bilmiyorum, mış gibi yaptığımı mı sanıyorsun, çok-inandırıcı-olmayan bir karakteri…

Truman Capote, Kurmaca Sanatı No:17

Truman Capote, Brooklyn Heights’ta, büyük bir zevk ve zarafet ile yakın zamanda restore ettiği geniş, sarı bir evde yaşıyordu. Evinden içeri girdiğimde, omuz hizasından yukarısı, içinde ahşap bir aslan heykeli bulunan ve yeni geldiği her halinden belli olan bir kutuya gömülüydü. Bir bıçkı tozu ve talaşlar hengâmesi ortasına nadide bir doğumu kuvvetli bir şekilde çekip “Burada!’’ diyerek sızlandı. “Daha önce hiç böyle görkemli bir şey görmüş müydünüz? Evet, işte bu! Onu görür görmez satın aldım, o artık tamamıyla benim.’’ “Oldukça heybetliymiş’’ dedim, “Onu nereye koyacaksınız ki?’’ “Neden ki, şömineye tabii…