Lady Lazarus: Sylvia Plath ve Kendini Öldürme Sanatı – CAHİT KAYA

        Slyvia Plath, 1962’de, Peter Orr’a verdiği bir demeçte sanat yapıtının deneyim ve duygudan beslenmesi gerektiğini vurgular. Ama sanatçının bunu yaparken, yapıtı üzerinde tam bir kontolünün olması ve bununla yapıtı manipüle edebilmesinden bahseder. Artistik kontrol diyebileceğimiz bu mekanizmayla eserin bir sayıklamaya dönüşmesi engellenir ve sanatçı neyi nasıl ifade edebileceğinin gücünü elinde tutar. İncelenen şiiri Bayan Lazarus’ta kendi kişisel deneyiminden, duygularından en önemlisi de isyanından beslenir. Şiirdeki allusion’lar ve açık tarihsel imlemeler, onun şiiri üzerindeki estetiksel gücünü ve bağlamı koparmadan deneyimlerini tarihle ilişkilendirmesi onun bu artistik kontrolüne yorulabilir.    …

Neşeli Bir İroni: Sevgi Soysal Edebiyatı – SEVAL ŞAHİN

“Sevgi Soysal edebiyatı, neşeli ironisiyle Türkçe edebiyatta kendine özel bir yer edinmiş, her daim araştırılmaya, araştırıldıkça yeni şeyler bulunmaya davet eden bir yapıya sahip.” Sevgi Soysal edebiyatı Türkçe’nin kurgusal evreninde anlatım teknikleri açısından farklı bir yere sahiptir. Tante Rosa’dan Şafak’a, makalelere kadar anlatının kurgulanmasında ortaya koyduğu tekniklerde yaratıcı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalırız. Tante Rosa’da parçalı anlatılar şeklinde kurguladığı bir kadının çocukluktan ölümüne uzanan çizgisini zamanın farklı anlarına odaklanarak yapar. Rosa’nın özlemleri, düşünceleri, kendi kendine konuşmalar, iç çekişleri, sakarlıkları, hayatı çok sevmesi fakat yaşama acemisi halleri kimi zaman bir…

Italo Calvıno, Kurmaca Sanatı, No. 130

SÖYLEŞİ: WILLIAM WEAVER ÇEVİRİ: EMRE KUNDAKÇI   Weaver: Şayet varsa, hezeyan/sayıklama çalışma hayatınızın neresinde yer alıyor? Calvino: Hezeyan? . . . Şöyle cevap verdiğimi düşünelim: “Ben her zaman rasyonelimdir. Ne yazdıysam yahut konuştuysam, her şeyde bir sebep, berraklık ve mantık bulunur. Beni ne zannediyorsun? Benim, konu kendime geldiğinde, bir çeşit paranoyak gibi, gözlerimin kör olduğunu mu düşünüyorsun?” Fakat öteki taraftan şöyle cevap verirdim: “Ah, evet, ben gerçekten sayıklarım. Her zaman ancak transa geçtiğim zamanlarda yazarım. Bu kadar çılgın şeyleri nasıl yazdığımı bilmiyorum, mış gibi yaptığımı mı sanıyorsun, çok-inandırıcı-olmayan bir karakteri…

Sizden Kalan Keskin Yeşil – ONUR CAYMAZ

“Siz de gittiniz Leylâ Hanım. Siz de… Biz öyle dostsuz, öyle heyecansız kaldık ki siz de bizi bu kötü dünyaya bıraktınız. Şimdi çok azız burada. Siz orada kim bilir nicesiniz? Sahi, buradayken iyi miydiniz?” Bana öyle demişti: “Erken kaçabilirsen bir akşamüstü işten çık da gel, Teşvikiye’de çay içelim, hatta Nar’ı da getirsen keşke… Ama dur dur, üşütmeyelim çocuğu…” Çok istiyordum, tabii ki gelirdim zaten; belki ailecek bile uğrardık, hem Aslı da çok seviyordu sizinle sohbet etmeyi, öyle dört başı mamur edebiyat muhabbetinden hoşlanmazdı, üstelik ona neydi kim kime ne demiş, onu…

Mekânın Cennet Olsun, Vonnegut – CEM TUNÇER

“Ona göre dünyanın geri kalanı yoktu. Ona göre dünyanın kalanı, kendisiydi. Her bir hayat değerliydi ve bunu kanıtlamak için bir ideolojiyi temel almaya ihtiyaç duymuyordu.” Kurt Vonnegut, 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının en önemli isimlerindendi. Onun kalıcı ve kendinden sonrakileri yeniliğe zorlayan taraflarından biri, edebiyatının büyük anlatılara meydan okumasıydı. Hıristiyanlıktan Marksizm’e, dinden bilime tüm büyük anlatılara, her türlü otoriteye meydan okuyan bir karşı-kültür figürüydü Vonnegut. Onun savaşı Vietnam değil, İkinci Dünya Savaşı’ydı. Dresden’in bombalanmasını, “Yaşanabilir, hem de güzel bir şehrin böyle bombalanması… Savaşın yıkımından ve anlamsızlığından etkilenmiştim,” şeklinde açıklayacaktı. Dresden ile…

İLHAN BERK İSKELESİ – HAYDAR ERGÜLEN

  “İlhan Berk gittiğinde şehirler, caddeler, meyhaneler, semtler, akşamlar da yavaş yavaş boşalmaya başladı. Şehrin öbür ucunda kimse yok. Meyhaneden ses gelmiyor. Akşamların kapısını boşuna çalıyoruz, açan yok. İlhan gitti…”   Şiir şehirdir ve insan, arkadaşları birer ikişer şiiri terk etmeye başlayınca şehirden çekilir. Bazı caddeler kapanır. Bazı semtler birden uzağa düşer. Bazı meyhanelerin ışığı söner. Oysa her şey yerli yerindedir. Caddeler her zamankinden daha kalabalık, semtler eskisinden daha yakın ve meyhaneler her akşamdan daha aydınlıktır. Şairlerin ölümüyle bazı caddelerden ayağımız kesilir, bazı semtler kalbimizi kırar ve bazı meyhaneler birden…

BORGES GERÇEKTE KİMDİ?

Borges gerçekte kimdi? Bir büyücü mü yoksa bir yazar mı? İflah olmaz bir okur mu? Yoksa kitaplara tapan bir pagan ya da kütüphanelere ibadet eden bir münzevi miydi? O dünyasını harflerin, kelimelerin, cümlelerin yani yazının üzerine kurmuş bir mühendisti. O öteki dünyayı da onun deyimiyle burada, kitaplarda bulmuş ve ölene kadar da kitaplara tapmış bir uslanmaz aşıktı. Uzun hayatının muhasebesini yapmış olsa, uykudan çok kitap okumakla ömrünü geçirdiğini rahatlıkla söyleyebilirdi. Tabii kör olduktan sonraki dönemi de bu ömrün içine katmak gerekir. Çünkü o kör olsa bile kitaplara dokunarak, koklayarak, okşayarak…

Truman Capote, Kurmaca Sanatı No:17

Truman Capote, Brooklyn Heights’ta, büyük bir zevk ve zarafet ile yakın zamanda restore ettiği geniş, sarı bir evde yaşıyordu. Evinden içeri girdiğimde, omuz hizasından yukarısı, içinde ahşap bir aslan heykeli bulunan ve yeni geldiği her halinden belli olan bir kutuya gömülüydü. Bir bıçkı tozu ve talaşlar hengâmesi ortasına nadide bir doğumu kuvvetli bir şekilde çekip “Burada!’’ diyerek sızlandı. “Daha önce hiç böyle görkemli bir şey görmüş müydünüz? Evet, işte bu! Onu görür görmez satın aldım, o artık tamamıyla benim.’’ “Oldukça heybetliymiş’’ dedim, “Onu nereye koyacaksınız ki?’’ “Neden ki, şömineye tabii…

Ginsberg’in Halesi ya da Şiirin Pop Olarak Yeniden Doğuşu – Rafet Arslan

    1 Sizlere kısaca şiir diye bildiğimiz sanatın 20. yüzyılın belirgin bir döneminde nasıl raydan çıktığı, yüzyıllardır üstüne giydiği öncü, Promethusçu rolü ve kâhinsel tavrın nasıl biçim değiştirdiği anlatmak isterim. Peki, insan uygarlığı tarihi boyunca ateşle, arzuyla, köklü devrimler, alt üst oluşlar ile at başı giden ve onların dili olmuş şiir ve şair nosyonundaki bu ciddi sapma nasıl meydana geldi? Özellikle Romantizm akımı ile birlikte Fransız Devrimi’nin düşüncesi ile gelişen şiir modern yaşamın bıçak sırtını kendi varoluş alanı olarak seçmişti. Şair pastoral manzaraları terk etmiş, büyük kentin kalabalığı ve…