Neşeli Bir İroni: Sevgi Soysal Edebiyatı – SEVAL ŞAHİN

“Sevgi Soysal edebiyatı, neşeli ironisiyle Türkçe edebiyatta kendine özel bir yer edinmiş, her daim araştırılmaya, araştırıldıkça yeni şeyler bulunmaya davet eden bir yapıya sahip.” Sevgi Soysal edebiyatı Türkçe’nin kurgusal evreninde anlatım teknikleri açısından farklı bir yere sahiptir. Tante Rosa’dan Şafak’a, makalelere kadar anlatının kurgulanmasında ortaya koyduğu tekniklerde yaratıcı bir bakış açısıyla karşı karşıya kalırız. Tante Rosa’da parçalı anlatılar şeklinde kurguladığı bir kadının çocukluktan ölümüne uzanan çizgisini zamanın farklı anlarına odaklanarak yapar. Rosa’nın özlemleri, düşünceleri, kendi kendine konuşmalar, iç çekişleri, sakarlıkları, hayatı çok sevmesi fakat yaşama acemisi halleri kimi zaman bir…

Sabahattin Ali, Bir Köprü – SEMİH GÜMÜŞ

“Sabahattin Ali ile birlikte öykücülüğümüz kendine yeni bir dolaşım kanalı bulur. …sıradan insanların yaşantılarını çıkış noktası olarak aldığı, döneminin öykü anlayışını değişmeye zorladığı ve kendinden sonra gelen öykücülere yeni bir öykü kalıtı bıraktığı öne sürülebilir…” Sabahattin Ali’nin edebiyatımızda başkalarına benzemez, ayrıksı bir yeri varsa, bunu onun öykücülüğümüzün çağdaşlaşma yönseminin başlangıcıyla olgunluk dönemi arasında, kendine özgü, sağlam bir köprü oluşunda aramak gerekir. Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile belirgin bir çizgi oluşturan memleket öykücülüğü, Sadri Ertem’de sert biçimler kazandıktan sonra, Sabahattin Ali’de yenilenir. Sabahattin Ali ile birlikte…

Italo Calvıno, Kurmaca Sanatı, No. 130

SÖYLEŞİ: WILLIAM WEAVER ÇEVİRİ: EMRE KUNDAKÇI   Weaver: Şayet varsa, hezeyan/sayıklama çalışma hayatınızın neresinde yer alıyor? Calvino: Hezeyan? . . . Şöyle cevap verdiğimi düşünelim: “Ben her zaman rasyonelimdir. Ne yazdıysam yahut konuştuysam, her şeyde bir sebep, berraklık ve mantık bulunur. Beni ne zannediyorsun? Benim, konu kendime geldiğinde, bir çeşit paranoyak gibi, gözlerimin kör olduğunu mu düşünüyorsun?” Fakat öteki taraftan şöyle cevap verirdim: “Ah, evet, ben gerçekten sayıklarım. Her zaman ancak transa geçtiğim zamanlarda yazarım. Bu kadar çılgın şeyleri nasıl yazdığımı bilmiyorum, mış gibi yaptığımı mı sanıyorsun, çok-inandırıcı-olmayan bir karakteri…

Sizden Kalan Keskin Yeşil – ONUR CAYMAZ

“Siz de gittiniz Leylâ Hanım. Siz de… Biz öyle dostsuz, öyle heyecansız kaldık ki siz de bizi bu kötü dünyaya bıraktınız. Şimdi çok azız burada. Siz orada kim bilir nicesiniz? Sahi, buradayken iyi miydiniz?” Bana öyle demişti: “Erken kaçabilirsen bir akşamüstü işten çık da gel, Teşvikiye’de çay içelim, hatta Nar’ı da getirsen keşke… Ama dur dur, üşütmeyelim çocuğu…” Çok istiyordum, tabii ki gelirdim zaten; belki ailecek bile uğrardık, hem Aslı da çok seviyordu sizinle sohbet etmeyi, öyle dört başı mamur edebiyat muhabbetinden hoşlanmazdı, üstelik ona neydi kim kime ne demiş, onu…

Mekânın Cennet Olsun, Vonnegut – CEM TUNÇER

“Ona göre dünyanın geri kalanı yoktu. Ona göre dünyanın kalanı, kendisiydi. Her bir hayat değerliydi ve bunu kanıtlamak için bir ideolojiyi temel almaya ihtiyaç duymuyordu.” Kurt Vonnegut, 20. yüzyıl Amerikan edebiyatının en önemli isimlerindendi. Onun kalıcı ve kendinden sonrakileri yeniliğe zorlayan taraflarından biri, edebiyatının büyük anlatılara meydan okumasıydı. Hıristiyanlıktan Marksizm’e, dinden bilime tüm büyük anlatılara, her türlü otoriteye meydan okuyan bir karşı-kültür figürüydü Vonnegut. Onun savaşı Vietnam değil, İkinci Dünya Savaşı’ydı. Dresden’in bombalanmasını, “Yaşanabilir, hem de güzel bir şehrin böyle bombalanması… Savaşın yıkımından ve anlamsızlığından etkilenmiştim,” şeklinde açıklayacaktı. Dresden ile…

Ece Ayhan Ortaya Çık Artık – LÂLE MÜLDÜR

“… iddia ediyorum ki Ece Ayhan diye bir şair yaşamamıştır. Onu tanıyan kimse yoktur. O yıllardır Ece Ayhan rolünü oynuyor. E. A. rolünü bile oynamıyor. Kendi polisiye evreninde yarattığı bir adamı oynuyor. Belki bunu biraz da kendini korumak için yapıyor. Çünkü hayatta da şiirindeki gibi olsaydı, hiç kimse katlanmazdı buna.”   Ece Ayhan on altı yaşında okulun kütüphanesinde keşfettiğim bir şair. Ondan bir usta olarak, teknik açıdan çok yararlanmışımdır. Çağın en büyük şairlerinden biri. Onu kimseden duymayarak kendi kendime keşfettim. 1973 yılında on beş yaşındayken Robert Kolej’in kütüphanesinde Bakışsız Bir…

İLHAN BERK İSKELESİ – HAYDAR ERGÜLEN

  “İlhan Berk gittiğinde şehirler, caddeler, meyhaneler, semtler, akşamlar da yavaş yavaş boşalmaya başladı. Şehrin öbür ucunda kimse yok. Meyhaneden ses gelmiyor. Akşamların kapısını boşuna çalıyoruz, açan yok. İlhan gitti…”   Şiir şehirdir ve insan, arkadaşları birer ikişer şiiri terk etmeye başlayınca şehirden çekilir. Bazı caddeler kapanır. Bazı semtler birden uzağa düşer. Bazı meyhanelerin ışığı söner. Oysa her şey yerli yerindedir. Caddeler her zamankinden daha kalabalık, semtler eskisinden daha yakın ve meyhaneler her akşamdan daha aydınlıktır. Şairlerin ölümüyle bazı caddelerden ayağımız kesilir, bazı semtler kalbimizi kırar ve bazı meyhaneler birden…

KASABANIN EN GÜZEL KIZI – CHARLES BUKOWSKI*

“Kasabanın en güzel kızıydı Cass… Ya çok neşeliydi ya da çok hüzünlü. Ortası yoktu Cass’ta. Onun için deli diyenler vardı. İçi ölmüştü onların, onlar anlayamazlardı. Erkeklerin zaten umrunda değildi bu, onlar için bir seks makinesiydi yalnızca.” Muzaffer Gümüşsu, Bukowski’nin “Kasabanın En Güzel Kızı” adlı öyküsünü resimledi. Uyarlama İllüstrasyon: Muzaffer Gümüşsu *Kasabanın En Güzel Kızı, Peyniraltı Edebiyatı dergisinin Ekim-Kasım 2016 tarihli 37. sayısında yayımlandı.